|
ÖNSÖZ
Ben şansına münhasır bir adamım
Ben şairim efendi
Ne söylesem, şiiri lisan ederim
Hadi, takıl peşime
Uçulmayan gök kalmasın
Sonsuzu şaşırtalım…
Muzaffer Özdemir
* *
* * *
YİTİK
ZAMAN
Ben bir yitik zamanım annemden düştüm
Gerçek boyundaydım ama, düş tüm
Uyanmadı kimse beni kendi koynumda kaldım
Seni aralamakla
Sen bile olmayan seni aramakla geçti ömrüm
Yalnızdım
Bir kuşun çocukluğuydum, uçtum uçtum uç tum
Ne kadar uç tum, ne kadar uçuk ne kadar uçarı
Bu soruları eksem, Cemal Süreya kızar mı?
Sevgilimi üzer miyim, şiiri üzer miyim?
Çocukluk kalplerimizden oluşsa sözler
Açık açık konuşsak
Aynalarda kendimize göründüğümüz gibi
Sizi üzer miyim?
İlkokuldan başlasa ellerimiz sevmeye
Bütün dersler sevmek olsa hayatımızda
Hiç kimsenin kalbini sınıfta koymasalar
Sizden geçer miyim?
Küllerinizi üfürdüm gözlerime kaçtınız
Düş gibi sevdim sizi
Muzaffer Özdemir
* *
* * *
AZINLIKTA
KALDI KALBİMİZ
Gün gelir konuşur insanın kendi sesi
Parlamaya başlar her şey
Adımızın altına sıkıştırdığımız her şey
Gökyüzü, kanaviçe, naftalin
Paylaştığımız ne varsa, unutulmaya yüz tutan
Odalarda, oralarda, yahut çocuk parklarında
İzlerimizi aradım
Yağmur sularının ve çığlıkların doldurduğu
Düşündüm
Yıkılan güzel şeylerin
Dışımıza dökülen kırıkları mı
Çok ses çıkarır
Yoksa
İçimize dökülen kederleri mi
Düşündüm
Bir şey ne kadar unutulmuşsa
O kadar hatırlanır
Düşündüm
Mutluluklar alınmış çocuklar ödenmiştir
Düşümdün
Birbirine karışmış elma bahçelerimiz
Yatarken fırçalanmış dişlerimiz vardı
Düşümdün
Öğretmenden çok şiir girerdi dersimize
Düşümdün
Komşulardan çok sinama otururdu mahallemizde
Çatlak Şoray otururdu
Sultan Şoray otururdu
Türkan Şoray otururdu
Düşümdün
Öz amcalarımızı ozanlardan seçerdik
Akrabalarımızı Sait Faik’le Neyzen Tevfik’le
Arkadaşlarımızı Can Yücel’le, Arif Keskiner’le
donatırdık
Şimdi
İçimizden geçen elma bahçeleri durdu
Parlayan her şey durdu
Fahriya Abla’sız kalmış bir mahalle çıkmazıyız
Adımız
Yalnızlık civarında biryerlere taşındı
Azınlıkta kaldı kalbimiz
Muzaffer Özdemir
* *
* * *
ŞİİR VEYA TÜRKÜ
KERE
On veya, yüz veya
Bin veya kere
Ezberlenmeli kere okunmalı şiirler
Çığlık kere söylenmeli bir türkü
Dön veya, döne döne veya
El veya, el ele kere
Mendil kere çekilmeli halaylar
Meydan kere çalınmalı mor zurna
Şiir veya, türkü veya
Mendil el ele kere
Meydan ne güzel meydan
Elde var davul
Muzaffer Özdemir
* *
* * *
GÜNEŞ
Koştum sana geldim üryan-ı güneş
Leyla’ya Mecnun’a Kerem gile eş
Aşk pahalı amma acısı beleş
Bu ateşi giyinmeyecek misin
Büyük ozanların içli sesinden
Büyük adamların boylu sözünden
Bunca acıları diken terziden
Bir türküyü dinlemeyecek misin
Korkarım üşürsün avucumda saklan
Cana çok yakın ol tene uzaklan
Serçeşme gözünde yıkanda paklan
Sen bu dem-i demlenmeyecek misin
Koştum sana geldim çağlayan aşktan
Sonsuzluğun kıyısından uzaktan
Oyadan dantelden bir ince tığdan
Yastığına işlemeyecek misin
Muzaffer Özdemir
* *
* * *
AŞK DOKUNA
DOKUNA
Alnın:
Güneşin doğarkenki hali
Tan vakti
Tam vakti
Sesin:
Sen sus dudakların konuşsun
Dudakların:
Denizler nehirlerin bittiği yerden başlar
Gülüşün:
Bir çocuk cebindeki misketleri karıştırıyor
Bir çiçek bahçe açıyor
Kokun:
Ben bitince ten söylesin
Hasretin:
İki gözüme iki avuç kum kaçıyor geceleri
Muzaffer Özdemir
* *
* * *
NASILSAN
ÖYLE GEL
Bir eli semadan nuru topluyor
Bir eli topraktan narı topluyor
Kelâmında “ne olursan gel” diyor
Umutsuzluk kapısı değildir diye
Çok şiir nakışlı sözümle geldim
Gamsız gasevetsiz özümle geldim
Ayaklarım çöktü dizimle geldim
Umutsuzluk kapısı değildir diye
Çok günah işledim tövbelerim var
Çok tarla işledim öbelerim var
Burcu burcu açmış segilerim var
Umutsuzluk kapısı değildir diye
Testine annemin sütünü koydum
Süzülmüş sözlerin setini koydum
Eşiğine yüzümün izini koydum
Umutsuzluk kapısı değildir diye
Muzaffer Özdemir
|